30 Ağustos 2009 Pazar

Nedir bu Twitter denen meret?

Birkaç senedir Twitter'ı her duyduğumda, gördüğümde sorduğum soru tam olarak başlıktaki gibiydi; Nedir bu Twitter?
Twitter, internette aslında teknik olarak çok kolay ancak işleyiş olarak farklı bir model oluşturdu ve milyonlarca internet kullanıcısını bu modelin bir parçası yaptı. Modelin teknik olarak basit olmasının sebebi, kodlama açısından ve içerik açısından çok komplex olmaması. İşleyiş, insanların 140 karakterle o anda yaptıkları şeyi veya paylaşmak istedikleri şeyi Twitter'da yazması ve takipçileriyle paylaşması üzerine kurulu.
Bu işleyiş, Facebook'tan tanıdık gelecektir hepimize. Orada da status kısmına istediğimizi yazıp arkadaşlarımızla paylaşabiliyoruz. Twitter'daki farklılık, paylaştığınızın Twitter üzerinden yapılan aramalarda çıkmasına olanak tanınması. Bu noktada biraz düşünmek gerekiyor, ki Twitter'ı Twitter yapan da tam olarak bu nokta.
Marketoloji'de Berna'nın Twitter'la ilgili yazdığı yazıda Twitter kurucularından Evan Williams'ın Ted.com'daki sunumunu izledim. Kendisi de tam olarak şu jargonu kullanıyor; real time events (gerçek zamanlı olaylar - doğrudan çeviri saçma oluyor, farkettim). Real time events ten kasıt aslında, kişilerin o anda çevrelerinde olan olayları Twitter'da paylaşması ve diğer tüm kullanıcıların bu kullanıcılar vasıtasıyla olaylardan en kısa sürede haberdar olması ve detayları öğrenmesi. Evan Williams'ın konuşmasından anladığım kadarıyla, aslında basit olarak o anda yapılanların paylaşılması amacıyla kurulmuş olan Twitter, ilginç bir şekilde çok daha faydalı ve önemli bir göreve hizmet etmeye başlamış. Aslında bu nokta keşfedildiğinden beri, birçok haber sitesi Twitter hesabı açarak buradan okuyucularıyla gelişmeleri paylaşmaya başladı. Ünlüler, bireyler, televizyon programları ve birçok kişi ve kuruluş Twitter'ı anlık iletişim aracı olarak kullanmaya başladı. Bu durum virütik bir etki yaratarak insanlar arasında hızla yayıldı.
Mikroblog olarak da bilinen bu işlevselliğiyle Twitter tüm dünyada kendisine büyük bir kitle kazanmasına rağmen henüz Türkiye'de çok popüler değil. Birçok mecrada ismini duysak da kullanım oranı açısından çok yüksek olmadığını söyleyebiliriz. Bu durum büyük ihtimalle önümüzdeki aylarda veya birkaç yıl içinde değişecek, Türkiye'deki internet kullanıcıları Twitter'ı daha yoğun olarak kullanmaya başlayacaklar. Ancak bu noktada Facebook'un FriendFeed'i satın almasını atlamamak gerekiyor, çünkü bilindiği gibi Facebook'un Türkiye'de muazzam büyüklükte bir kitlesi var ve bu kitleye FriendFeed alışkanlığı elde ettirilir ise, insanların FriendFeed varken Twitter kullanması olası olmayabilir.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Yok mu Google'a bir rakip?

Google, kendisini internet dünyasının en tepesine koyup, yerini sağlamlaştırdığından beri doğal olarak onu yerinden etmek isteyen de çok oldu. Yahoo ve Microsoft ikilisi adaylardan en güçlüleri gibi ön plana çıksalar da, benim gözümde Facebook, yaptıklarıyla ve vizyonuyla Google'a rakip olabilecek tek şirket.
Dünyanın en popüler siteleri sıralamasında Alexa'ya bir göz atalım;

1.Google
2.Yahoo
3.Facebook
4.Youtube
5.Windows Live
6.Wikipedia
7.Blogger
8.Microsoft Network (MSN)
9.Yahoo Japonya
10.Baidu

İlk 10 sitenin 3'ü farklı Google siteleri. Farklı diyorum, çünkü listede farkettiyseniz, Yahoo ve Yahoo'nun Japonya sitesi, Windows Live ve MSN gibi yapı olarak çok da farklı olmayan siteler var. Ancak Google, arama motoruyla, video sitesiyle (youtube) ve blog sitesiyle (blogger) ilk 10'da yerini korumuş. Kısacası, Google üç farklı alandaki üç farklı siteyle ilk 10'da iken, Yahoo ve Microsoft kendi başlarına kalmışlar.
Facebook, görüldüğü gibi üçüncü. Facebook'un Yahoo'yu yerinden edeceği günler de gelecek.
Yahoo, bir içerik ve e-mail sitesi olarak uzun yıllar milyonlarca kişinin internetteki ilk adresi oldu. Ancak içerik trendi değişti, e-mail adresi alternatifleri arttı. Hatırlayalım, Gmail çıkıp, her e-mail adresine 2 gb'lık kota verdiğinde, Yahoo bizi 100 mb'a hapsetmişti. Gmail şu anda Microsoft'un e-mail servisleriyle birlikte Yahoo'nun en büyük rakibi ve Yahoo'nun bu konudaki liderliğinin çok uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.
Microsoft, Windows ve Office ile elde ettiği monopolün tadını yıllarca çıkardı ancak zamanla durum değişti. Önce Windows'a karşı Linux gibi ücretsiz ve açık kaynak kodlu işletim sistemleri ortaya çıktı, sonra Office'e karşı Google ücretsiz Speadsheets'i yayınladı. Google, önümüzdeki yıllarda Chrome OS'yi yayınladığında artık Microsoft için bazı şeyler köklü olarak değişmeye başlamış olacak. Microsoft'un bu iki kalesinin yanında başarılı ürün ve hizmetleri var tabi, hakkını yemeyelim. Sıkı bir play station kullanıcısı olmama rağmen, okuduğum yorumlarda ve tecrübe eden arkadaşlarım tarafından XBOX'ın fiyat&performans açısından en iyi konsol olduğu söyleniyor. MSN de şu anda dünyada en çok kullanılan anlık mesajlaşma programlarından birisi.
Temmuz 2008 rakamlarına göre dünyanın hangi bölgelerinde hangi anlık mesajlaşma programının kullanıldığı istatistiğini görebilirsiniz.

MSN dışında, özellikle Windows 7'nin performansı son aylarda sıkça konuşuluyor. Önceki versiyonların aksine RAM'den çok az kullanarak hızlı açılan, üzerinde birçok programın rahatça kullanılmasına imkan veren bir Window yaratılmış. Beta haliyle bile kullanıcıları fazlasıyla tatmin etmiş görünüyor.
Microsoft ve Yahoo'nun en büyük problemi, hala vizyonlarının ve dinamizmlerinin Google ve Facebook'la yarışamayacak kadar geride olması. Microsoft, hizmetlerinin kalitesini yükselttiği gibi fiyatlarını da düşürmek zorunda. Aksi takdirde kullanıcıların diğer hizmetlere yönelmesi an meselesi. Yahoo, e-mail hizmetiyle oluşturduğu kitlesini daha iyi yönetmeli ve farklı açılımlarla (social networking, video, resim, blog vs. vs.) yerini kuvvetlendirmeli. Sadece e-mail ile, platform içeriği ile başarının sürdürülebilir olacağına inanmıyorum açıkçası. Facebook, yaptığı son hamlelerle ne kadar vizyonlu olduğunu çoktan ispatladı. Rusya pazarına girmek için aldığı yatırım, anlık arama ve durum paylaşımı konusunda en iyi hizmetlerden birisi olan FriendFeed'i alarak ileride bu konunun daha çok önem kazanacağına olan inancı, kurduğu ekibi ve yaptıklarıyla Google'ın en sağlam rakibi olarak görünüyor. Hangi rakip geleceği daha iyi görürse ve ona göre doğru hamleleri yaparsa, o biraz daha Google'a yaklaşır. Aksi takdirde, uzun yıllar kimse Google'ın yanına bile yaklaşamaz.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Facebook, FriendFeed'i satın aldı

Haberi Techcrunch yayınladı. Henüz rakam açıklanmadı. Detayları buradan okuyabilirsiniz.

2 Ağustos 2009 Pazar

Web 2.0 out, kaliteli içerik in

Başlıktan, Web 2.0 ile kaliteli içeriği sanki kutuplaştırmışım gibi anlaşılsa da aslında birbirinin zıttı değil bu iki terim. Web 2.0 birçok kez de belirttiğim gibi kullanıcıların web sitelerini daha rahat kullanabilmesi ve karşılıklı iletişimin maksimize edilmesi üzerine kurulu bir kurallar bütünüdür. Bu bütün içinde, kullanıcının yarattığı içerikten çok bahsettik ve yararlarını sıraladık. Ancak bir süre sonra farkedildi ki, kullanıcılara bu kadar sınırsız içerik oluşturma şansı verildiğinde bazen suistimal edilebiliyormuş. Örneğin, Youtube bir video çöplüğüne dönüşmeye başladı. Hergün milyonlarca videonun (genel olarak) şuursuzca eklendiği bir platform olarak Youtube, gün geçtikçe şişiyor. Kaliteli içeriğin bu video bütünün ne kadarlık bir kısmını oluşturduğu aşikar. Tabi ki, "kalite" kavramı bir noktaya kadar görelidir ve herkese göre değişebilir ancak yine de bir noktadan sonra bazı genel kalite standartları başlar. Bu noktada AlkışlarlaYaşıyorum'u güzel bir örnek olarak verebiliriz. Site, herkesin video eklemesine izin verirken bu videoların hepsini sitede yayınlamıyor ve çizdiği çerçevede nostaljik ve ilginç olduğunu düşündükleri içeriği siteye dahil ediyorlar. Böylelikle belli bir süzgeçten geçmiş bu içerik standard bir video ekleme sitesinden daha kaliteli oluyor.
Siteler bunun için içeriğin oylama sistemi geliştirdiler ve uyguluyorlar. Ancak bu sistemin uygulanması sırasında birçok şeye dikkat edilmesi gerekiyor. Mesela 1 kere izlenmiş video 5 yıldız olarak oylanmışken, 100 bin kere izlenmiş video 4,5 yıldız ile oylandığında, bu demek olmuyor ki ilk video ikincisinden daha güzel veya beğenilmiş. Oy sayısı, izlenme sayısı, puan vs. gibi parametrelerin iyi analiz edilerek formülize edilmesi ve gerçek kalite değerini ortaya çıkaran bir nicelik ile tanımlanması gerekiyor.
Diğer yandan, Youtube'da bilindiği gibi insanlar rumuzlarıyla yorum yapıyor ve video yüklüyor. Rumuzun verdiği rahatlıktan olsa gerek, insanlar yorumlarını yaparken sınır tanımıyorlar ve videoların altı bir sürü boş ve gereksiz yorumla doluyor. Gerçekten güzel yorumlar varken biz o gereksiz yorumlarla öncelikli olarak karşılaşıyoruz. Mekanist.net'te mekanlara yapılan yorumların sıralanmasında bu ve benzeri parametrelerin hesaba katılarak sıralanması üzerine çalışıldığını biliyorum. Ayrıca bu noktada Ekşisözlük için de birkaç kelime etmek gerekiyor. Ekşisözlük'ün kurulduğu günden beri ısrarla üzerinde durduğu kuralları ve yazar kabul etme prosedürleri sayesinde Ekşisözlük diğer yazılı içerik sitelerinden (ve forumlardan) çok farklı ve popüler bir kimliğe sahip oldu.
Facebook da bu kalite hastalığına bir nebze de olsa merhem oldu. İnsanların büyük çoğunluğunun gerçek ad ve soyadlarıyla var oldukları bu sosyal ağ sitesinde, rumuz kullanılan sitelerin aksine daha kaliteli ve belli bir düzeyde içerik oluşturuluyor ve davranış sergileniyor.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, kaliteli içeriğin gittikçe genişleyen web dünyasında daha önemli hale gelmeye başladığını söyleyebiliriz. Web 2.0 bitti demek yanlış olur, Web 2.0 her zaman var olacaktır bir şekilde. Ancak içerik konusundaki sıkıntıların giderilmesi, Web 2.0 ın temel felsefesi olan customer created content'i (kullanıcı tarafından oluşturulmuş içerik) belki de customer created qualified content (kullanıcı tarafından oluşturulmuş kaliteli içerik) haline getirecek.