24 Mart 2009 Salı

Değiş-Tokuş için TakasMerkezi.com

Elinizdeki ürünü bir başka ürün ile değiş-tokuş etmek istiyorsunuz, ancak bu ürünü kimde bulup, nasıl takas edeceğinizi bilmiyorsanız, tam da bu konuyla ilgili kurulmuş bir site var; TakasMerkezi.com
Sitenin kuruluş amacı başlığında da yazdığı gibi "Parasız Ticaret" kavramıyla E-Ticaret yapmak. Parasız ticareti biraz açalım isterseniz. Siteye koyduğunuz ürününüz için diğer kullanıcılardan sanal para ile teklifler alıyorsunuz. Bu sanal parayı site içinde kullanarak diğer ürünlere teklif verebiliyorsunuz. Sitenin sanal para yerine kullandığı terim ise puan. Gelen tekliflere göre en yüksek puanı veren kişiye ürün postalanıyor ve satış gerçekleşiyor. Bu puan site üzerinde alıcıdan satıcının hesabına geçiyor. Ancak burada bir nokta var. Satıcı, ürünü sattıktan sonra, ürünün ederinin (1 Puan 1 YTL sanırım) belli bir oranı kadar komisyonu gerçek para olarak siteye ödüyor. Her ne kadar model, parasız ticaret için güzel bir örnek teşkil etse de komisyonun kredi kartıyla ödenmesi durumu biraz garip olmuş. Ayrıca gerçek parayı, bir ürün için elinizdeki puandan daha fazlasını teklif vermek istediğinizde kullanarak alım gücünüzü (yani puanınızı) arttırabiliyorsunuz.
Sitenin tasarımı güzel ve kullanışlı olmuş. Ürün sayfası, diğer açık arttırma sitelerinin hemen hemen aynısı olmuş ama aşırıya kaçılmadığı için kesinlikle rahat bir görünümü var.
Sitede çok az ürün olması site için bir handikap gibi görünüyor. Ayrıca kişilerin para almadan veya vermeden yaptıkları bu ticaret modelinde gerçek para ile komisyon vermeleri diğer açık arttırma sitelerine göre sitenin zayıf yanı olarak tanımlanabilir. Sitenin Gittigidiyor gibi dev bir rakibi varken (aynı model olmasa da aynı işlevi görüyor) pazarda tutunması için biraz daha farklılaşması gerektiğini düşünüyorum. C2C (tüketiciden tüketiciye) modellerinde en önemli parametrenin aktif üye ve ziyaretçi sayısı olduğunu düşünürsek, E-Pazarlama konusunda oldukça verimli çalışmaları gerekiyor ki kısa sürede siteye ihtiyaç duydukları trafiği yaratabilsinler ve bu trafiğin yarattığı içerikle yeni kullanıcıları sitede tutabilsinler.
Yaratıcı bir E-Ticaret modeli olmuş, güzel bir işleyişi var, kullanıcıları bilgilendirme konusunda oldukça iyi çalışmışlar. Ancak biraz daha kullanıcı tarafından düşünmeleri gerekiyor sanırım, özellikle komisyon ve içerik açısından.

20 Mart 2009 Cuma

SMS Marketing vs İzinli Pazarlama

Seth Godin ilk kez izinli pazarlama kavramını ortaya attığında sanırım daha çok spam e-postaları kastetmişti. Ancak günümüzde artık spam e-postaların çok daha güçlü bir rakibi var; spam SMSler.
Cep telefonu numaramızı bir çok yerden 'doldurulması gereken zorunlu alan' kapsamında alıyorlar. Mağazalar, cafeler, web siteleri, bankalar vs. İşin ilginci bu numaraların üçüncü parti firmalarla paylaşılmaması gerekirken, paylaşılıyor, hiç ilgimizin olmadığı şirketler tarafından aranabiliyoruz. Cep telefonlarımız, bize mobil iletişimi sağlamakla birlikte, takdir edersiniz ki bilgisayar ve internet kadar gelişmiş bir teknoloji değil (sadece konuşma ve SMS başlıklarını ele alırsak). Durum böyle olunca cep telefonu üzerindeki hakimiyetimiz doğal olarak internet ve bilgisayarda olduğu kadar güçlü olmuyor. Kısıtlı opsiyonlarını,anlayabildiğimiz çerçevede kullanıyoruz.
SMS, yani kısa mesaj sistemi, artık pazarlamacıların oldukça sevdikleri bir pazarlama aracı haline geldi. Geçen senelere kadar, özellikle operatörlerin ikide bir attıkları "şu kampanyaya katılmak için şuraya mesaj atın, bu çekilişe katılmak için şunu yapın" içerikli mesajlardan fazlasıyla gına gelmişti. Bir Turkcell kullanıcısı olarak Turkcell'den artık eskisi kadar reklam içerikli mesaj almıyorum (diğer operatörleri bilemiyorum). Ancak durum operatörlerin çok ötesine geçti ve birçok şirket SMS'i ciddi bir pazarlama aracı olarak görmeye başladı.
Daha da ilginci, son günlerin en popüler konusu yerel seçimlerle birlikte, partilerden gelen SMS'ler çok daha can sıkıcı hale geldi. Birçok parti SMS ile adaylarının propagandasını yaparken, bu telefon numaralarını kimden, nasıl aldıklarını, ve hangi izne dayanarak attıklarını bilemiyor, daha kötüsü bu konuyla ilgili hiçbirşey yapamıyoruz.
Seth Godin, izinli pazarlamayı tanımlarken, kişilere sadece istedikleri içeriği e-posta olarak göndermenin doğru olacağını ve e-postalarda e-posta listesinden çıkmak isteyenler için bir link olması gerektiğini vurgulamıştı. Artık birçok e-posta servisi, spamlari durdurabiliyor, durduramadıkları için bizden spam olarak raporla linkiyle yardım istiyor ve birlikte spam e-postalara karşı savaş açabiliyoruz.
Ancak SMSde durum böyle değil.Birkaç telefonun numara engelleyebilme özelliği dışında gelen SMSleri engelleyemiyor, herhangi bir merciiye şikayet edemiyoruz. Kısacası, SMS ile pazarlama izinli pazarlamanın yanından bile geçmiyor şu günlerde, sadece bizi rahatsız ediyor. Bu mesajlar geldiğinde tek yaptığım şeyin açmadan silmek olduğunu düşünürsek, bu kampanyalarla 'marka'nın ne kadar ve ne yönde -pozitif/negatif- değer kazandığına buyrun siz karar verin (Spam SMS lere karşı genel eğilimin de bu yönde olduğunu tahmin ediyorum).
Pazarlama yapmak körü körüne markayı kişinin gözüne sokmak değil elbette. Hergün 10larca mesaj attıran belediye başkan adaylarının ise bu uygulamanın ne kadar antipatik olduğundan haberleri yok. Teknoloji elimize geçtiğinde nedense bilinçsizce kullanıyor, tüm yaratıcılığımızı gösteriyoruz. Teknolojik evrim insanların bakış açısında başlamadığı sürece bizi rahatsız etmeye devam edeceğe benziyor.

17 Mart 2009 Salı

Tedarikçi bulmak için Panjiva.com

Tedarik zinciri yönetimi (Supply Chain Management) dünya üzerinde üretim var olduğu sürece en çok üzerinde kafa yorulan konulardan birisi olmuştur. Tedarik zinciri yönetimi, tedarikçilerin tedarikçilerinden başlayıp, tedarikçilere ve sonrasında şirketin kendisine (ya da fabrikasına) uzanan zincirin etkin bir şekilde yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bu konuda birçok akademik yazı yazılmış, teoriler üretilmiş, yöntemler tanımlanmıştır ve kendi içinde oldukça geniştir.
Tüm bu üretim odaklı konulardan uzaklaşıp, sadece tedarikçinin nasıl seçildiği konusunda biraz düşünelim. Artık küreselleşen iş dünyasında sadece ülke içindeki tedarikçilerle değil, komşu ülkelerde veya dünyanın diğer ucunda bulunan tedarikçilerle bile çalışılabilmektedir. Bu durum, maliyetlerin düşmesini sağlamakla birlikte kendi içinde bazı zorluklar barındırmaktadır. Diğer zorlukların dışında, benim bu yazımda bahsetmek istediğim nokta, tedarikçinin seçimidir çünkü birçok tedarikçi hakkında objektif bilgi bulmak, hele ki bu firma yurtdışında, hiç görmediğiniz diyarların en ücra köşelerindeyse imkansıza yakındır.
FastCompany dergisinin bu ayki sayısında tanıtılan Panjiva'nın kurucusu da tam böyle bir durumda Panjiva'yı kafasında yaratmış. Patronu ondan çinde bir komponent tedarikçisi bulmasını istediğinde farketmiş böyle bir eksiği. Hiç bilmediği, görmediği küçük dünya Çin'de kendilerine uygun bir tedarikçi bulmanın çok zor olduğunu görünce MIT'den bir bilgisayar mühendisi arkadaşıyla Panjiva'yı kurmuş. Panjiva'nın diğer B2B sitelerinden farkı, bilgi kaynaklarının şirketlerin kendisinden ziyade kâr amacı gütmeyen kurumlar olması. Bu kurumların içinde odalar, ulusal güvenlik departmanı ve bazı ticari oluşumlar yer alıyor. Site içinde bilgilerin kaynağı belirtiliyor ve tedarikçi arayan şirketlerin belli bir tedarikçinin bilgilerini yorumlanması da yine şirketin kendisine bırakılıyor. Bilgilerin objektif olması ve çok daha geniş bir perspektifte sunulması Panjiva'nın önemini arttırıyor. Yazıda verilen bir örnekte, çalıştığı tedarikçinin başka bir işkolunda da hizmet verdiğini bir şirket Panjiva üzerinden öğreniyor ve bu anlamda daha etkin iş ilişkileri kurulabiliyor. Panjiva'nın yine aynı yazıda, şirket-tedarikçi arasında çöpçatanlık yapan bir websitesi olarak tanımlanabileceği de vurgulanıyor.
Panjiva, şu an için sadece amerikan şirketlerine hizmet veriyor ve bünyesinde Türkiye'den de tedarikçiler barındırıyor. Benim bu yazıyı yazmamdaki temel amaç ise, internetin ve web dünyasının ihtiyaçları görebilen herkese nimetlerini nasıl cömertçe sunduğunu göstermekti.

14 Mart 2009 Cumartesi

Google arama sonuçları konusunda artık bizim de fikrimizi alıyor

Çok önceleri bu fikir gelmişti aklıma ancak bazı muhtemel sorunları sebebiyle hayata geçirilmesi konusunda bazı tereddütlerim vardı. Bildiğimiz gibi Google'ın tüm hizmetlerinden Gmail hesabımızla yararlanabiliyoruz. Böylelikle Google bizi bu hesabımız sayesinde tanıyabiliyor ve bize özel öneriler getirebiliyor. En güzel örneklerinden birisi Youtube'daki önerilen videolar. Gerçekten çok iyi çalıştığını düşünüyorum çünkü siteye her giriş yaptığımda Youtube gerçekten ilgimi çekecek videoları bana gösteriyor.
Bu konu aslında Web 3.0'da da irdeleniyor. Web sitelerinin bizim tam olarak neyi istediğimizi anlamaya çalışması ve bu analize göre bize sonuçlar göstermesi Web 3.0 anlayışının bir parçası olarak daha önce tanımlanmıştı. Amazon.com'un, çapraz satış yöntemiyle diğer kullanıcıların sizin istediğiniz ürünü aldıktan sonra tercih ettiği diğer ürünleri size göstermesi aslında bu anlayışa benzese de, Amazon.com sizi tek başınıza tanımlamaktan ziyade, bir kümeye dahil ederek o kümenin ilgi alanını belirleyip size bu doğrultuda içerik sunuyor.
Google ise zaten birçok hizmetinden yararlandığınız için sizi çok daha iyi tanımlayarak size özel içerik gösterebiliyor, tabi onlar için daha da önemlisi daha ilintili reklamlar ile reklam kampanyalarının etkinliğini arttırabilmek. Bu yazımda bu konuya değil de bir başka konuya Google'ın asıl yaptığı işe değineceğim.
Dün, Google'da arama yaparken (global versiyonunda) arama sonuçlarının yanında bir ok ve bir çarpı işareti gördüm ve hemen kafamda küçük bir ampul belirdi (masum olan ampullerden). Acaba dedim, düşündüğüm şeyi mi hayata geçirmiş Google. Sonra farkettim ki Gmail hesabıma giriş yapmışım ve Google Toolbar'da Gmail hesabım açık görünüyor. Bu demek oluyor ki, benim Gmail hesabımdan Google beni tanımlıyor ve benden bu hesap dahilinde yaptığım Google aramalarını değerlendirmemi istiyor. Eğer Gmail hesabınız açık değilse (veya Google'daki herhangi bir hesabınız), bu değerlendirme düğmelerini göremiyorsunuz. Aşağıdaki ekran görüntüsünden nasıl göründüğünü inceleyebilirsiniz (arama olarak Ronaldinho Goals yazdım)

Gördüğümüz gibi Google artık bize sonuçların bizim için ne kadar uygun olduğunu soruyor. Böylelikle gereksiz gördüğümüz sonuçları Google'a bildirerek, bir sonraki aramalarda benzeri gereksiz sonuçlardan arınmış oluyoruz. Ancak tabi bu sistemin göründüğü kadar kolay işlemeyeceği bir gerçek. Sonuçta manipule edilmeye çok açık bir fonksiyon ve bizim yapacağımız tercihlerin diğer kişilerin sıralamalarını etkileyip etkilemeyeceği, etkileyecekse ne oranda etkileyeceği de önemli birkaç nokta. Bu zamana kadar Google bize en iyi sonuç vermek için spam web siteler yapan webmasterlarla savaşıyordu. Onların, algoritmasını çözmemesi için elinden geleni yapıyordu ki gereksiz siteler üst sıralarda çıkmasın. Aksi takdirde Google'ın güvenilirliği ve etkinliği sorgulanır hale gelecekti. Bu uygulamanın, Google'ın algoritması üzerine bir kullanıcı etkisi olarak ekleneceğini, bu eklemenin manipule edilmesinin engelleneceğini düşünüyorum. İyi yönetilirse, gerçekten faydalı bir uygulama olacağı kanısındayım. Şu anda global sitede denendiğini ve başarılı olması halinde lokal bazda da bu uygulamanın entegre edileceğini sanıyorum. Bakalım, başarısını bekleyip göreceğiz.

Ekleme: Google bu hizmeti Kasım ayında yayınlamış. Konuyla ilgili Google'ın resmi blog'undaki yazı için;
SearchWiki: make search your own

7 Mart 2009 Cumartesi

İnternet kimliği olarak Facebook

İnternette, birçok web sitesi üyelik formlarıyla yeni üye çekmeye çalışırken, çoğu potansiyel kullanıcı sadece bu formlarla ve e-mail adresine gönderilen onay linkleriyle uğraşmak istemediği için üye olmak istemiyor. Durum böyle olunca kullanıcı profili formların oluşturduğu gereksiz süreç sebebiyle negatif yönde etkileniyor. Kaldı ki, diğer açıdan bakacak olursak, üyelik formlarında verilen bilgilerin büyük kısmının yanlış veya eksik bilgi olduğunu, hiç kullanılmayan e-mail adresleriyle üye olunduğunu hepimiz biliyoruz. Sonuçta verilecek e-mail adresinin, spam çöplüğüne dönüşme olasılığı kullanıcıları bu tarz bir yaklaşıma yönlendiriyor.
Facebook, bu açığı çok iyi gözlemlemiş olacak ki, hem kendisine hem webmaster lara hem de kullanıcılara müthiş fayda sağlayacağını düşündüğüm Facebook Connect'i hayata geçirdi.
Facebook Connect Nedir?
Facebook Connect, Facebook hesabınızla bu hizmeti altyapısına entegre etmiş web sitelerine giriş yapabilmeyi mümkün kılan bir Facebook hizmetidir. Böylelikle, herşeyden önce webmaster lar, üyelik formlarıyla ve bunların yönetimiyle uğraşmak zorunda kalmayacaklar. Kullanıcılar, siteye üye olma prosedürünü çoktan atlamış olacak ve doğrudan siteye Facebook hesaplarıyla giriş yapabilecekler. Facebook için ise durum çok daha önemli çünkü Facebook bu uygulamayı yayabilirse internet dünyasındaki kimliğimiz haline gelebilir. Böylelikle, biz Facebook'suz, Facebook bizsiz yapamayacak hale gelecek.
Akla birçok soru gelebilir. Aradaki bağlantı ne kadar güvenilir? Site Facebook hesabımla ilgili ne kadar bilgiye ulaşabilir? Site Facebook hesabımdaki kullanıcı adı ve şifreyi alabilir mi, sistem yeterince güvenli mi? Bu ve birçok sorunun cevabı aslında burada anlatılmış (ingilizce). Sistem şu anda tümüyle ingilizce olarak sunuluyor ama yapılan açıklamada sistemin bu haliyle başarılı uygulanır hale gelmesinden sonra uluslararası olarak da hizmete gireceği vurgulanıyor.
Daha önce birkaç web sitesi projesi yürüttüğüm, hali hazırda bir proje üzerinde yoğun olarak çalıştığım için şunu söyleyebilirim ki, bu hizmet birçok websitesinin işini çok kolaylaştıracak. Kullanıcılar gerçek kimlikleriyle sitede bulunacağı için kullanıcıların oluşturacağı içerik çok daha kaliteli olacaktır. Ancak bu uygulama ile web sitesinin kullanıcıyla ilgili ne kadar bilgi edinebileceği ise soru işareti. Bilindiği gibi bazı web siteleri için veritabanı ve kullanıcı bilgileri en önemli varlık haline geldi günümüzde.
Sonuç olarak Facebook Connect'in incelenesi, üzerinde düşünülesi güzel bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Bir göz atmaya değer.

Konuyla ilgili;
http://wiki.developers.facebook.com/index.php/Facebook_Connect