Online TV derken aslında sadece, tümüyle online mecraya adanmış bir içerikten bahsetmiyorum. Hali hazırdaki televizyon mecrasının online taraftaki yansıması ve buradaki örnekleri de tanımlamama dahil etmek istiyorum. Hulu.com bildiğimiz gibi televizyondaki içeriği (Simpsons, Family Guy gibi diziler ve hatrı sayılır sayıda film de dahil olmak üzere) online mecrada telif haklarıyla birlikte ücretsiz olarak yayınlıyor. Hulu, şu an için sadece ABD sınırları içinde hizmet veriyor. Aslında Hulu, Web 2.0'da özellikle vurgulanan ücretsiz içerik ve kullanıcı odaklı yaklaşımın güzel örneklerinden birisi olarak değerlendirilebilir. Amerika'da bu ve benzeri birçok örnek varken, Türkiye'de neler oluyor?
Öncelikle Türkiye'deki basılı ve görsel medyanın büyük kısmının nabza göre şerbet verdiğini düşünüyorum. Özellikle, gazete sitelerinin büyük kısmı, Türkiye'deki internet kullanıcısı kitlesinin çoğunluğunu düşünerek tasarımlarını ve içeriklerini şekillendiriyor. Durum böyle olunca, bu ve benzer siteleri incelemek, eleştirmek bile abes kaçıyor.
Ancak durum görsel medyanın internetteki yansımasına gelince, biraz değişiyor. Nedeni ise, görsel medyanın basılı medyadan olan farkı. Basılı medya, internet ve basılı yayınlarını ayrıştırarak, iki alandaki sunumlarını (ve içeriklerini)farklılaştırabiliyorken, görsel medya (aslında burada kastettiğimiz televizyondur) zaten televizyon için hazırlanmış içeriğini online mecrada sunuyor. Bu anlamda, televizyon kanallarının internet sitesi çok daha kolay tasarlanabilir, kurgulanabilir bir içerik platformu haline gelebiliyor. Mesela Ntvmsnbc, sitesinde, NTV'deki birçok haberin videosunu da veriyor. Bu videolar sayesinde, televizyon izleyemeyen kitleler, görsel medyanın nimetlerinden internet vasıtasıyla yararlanabiliyor.
Ancak NTV'nin Sipru adını verdiği sistemi kullanarak canlı yayınlarını -NTV, e2, vs.-halka online ortamda açması, pek de iyi olmadı. Sonuçta online mecrada çok daha kullanışlı bir platform yaratılabilecekken, neden masaüstü bir program üzerinden bu hizmetin verilmesi düşünüldü, bilmiyorum. Tabi ki, mantıklı bir iki sebep bulunabilir ancak sistemin yaptığım denemeler sonucunda birçok kez başarısız olması ve bilgisayarımda bir sürü programın yanında bir de NTV'nin programını çalıştırmak istemeyişimden, bana Sipru pek yaramadı. Halbüki ben online ortamda, Barcelona maçlarını, haberleri, NTV'nin diğer kaliteli programlarını izlemek istiyorum. NTV, birçok konudaki kalitesini bu konuda pek gösteremedi ne yazık ki.
Bir diğer konu, ATV'nin başlattığı sistem. Ne zamandan beridir uygulanıyor bilmiyorum ama ATV, yayınladığı dizilerin online ortamda izlenebilmesi için belli bir miktar ücret talep ediyor. Hatta kampanya bile yapılmış, "Tüm diziler 1 aylık 15 YTL, Tüm diziler 3 aylık 40 YTL". Korsan yayınların yıllardır müzik sektörünü ve görsel içerik yapımcılarını etkilediğini hepimiz biliyoruz. Hali hazırda, bunu engellemenin de çok kolay olmadığının hepimiz farkındayız. Peki ATV, kullanıcılarının korsan yayınlara başvurmasını engelleyerek, kendi sitesinde dizi içeriğini ücretsiz yayınlasa, bu hizmetten aldığı trafiği, reklam alarak kullansa mantıklı olmaz mı? Paralı kullanıcılardan elde edilecek gelirin, bu reklam gelirlerinden daha yüksek olacağını tahmin etmiyorum, hele ki ATV'nin yayınladığı bu içeriği internet ortamında bulmak fazlasıyla mümkünken.
Biz ne zaman internette sunulan herhangi bir hizmetten para talep etmeden önce iki kere düşünürüz, o zaman internetin gücünü daha fazla ve etkin kullanmaya başlarız. Bir de kullanıcıyı unutmayalım lütfen, malum müşteri her zaman haklıdır.
21 Ocak 2009 Çarşamba
13 Ocak 2009 Salı
Kobilerim.com, Kobi rehberi ve iş geliştirme platformu
Türkiye ekonomisinde KOBİlerin (Küçük ve Orta Boy İşletmeler) yeri yadsınamaz bir gerçek olarak bilinmektedir. Kobiler Türkiye'deki işletmelerin büyük bir kısmını oluşturduğundan ve ekonomiye olan katkısından dolayı hep göz önünde olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu anlamda, Avrupa Birliği ve hükümetimiz bir çok alanda kobileri teşvik etmeyi amaçlamış, yapacakları yatırımlarına destek olmaya, onları yönlendirmeye çalışmıştır.
Kobiler genel yapıları itibariyle kurumsal olmayan, 50 kişinin altında çalışanı olan kuruluşlar oldukları için, birçok açıdan gelişime açık yapılardır. Benim ilgileneceğim konu ise, kobilerin internet kullanımı ile ilgili.
Kobilerin çok büyük kısmının web sitesi olmadığını Google'ın pazarlama direktörü, Google Adwords eğitiminde belirtmişti. Bu durum aslında, kobilerin interneti ne kadar az kullandıklarını gösteriyor. Ancak şu bir gerçek ki, önümüzdeki yıllarda, kobilerde internet kullanımının artacak. Zaten yeni ticaret kanununda her işletmenin bir web sitesi olması zorunluluğu da getirildiğinden kobiler er veya geç interneti tanıyacak ve nimetlerinden yararlanmaya başlayacaklardır.
Bu yazımda ise, kobilerin buluşma noktası olmayı amaçlayan bir web sitesinden bahsedeceğim. Kobilerim.com, en alttaki yıl beni yanıltmıyorsa, 2007 yılında kurulmuş, amacı "Yurtiçinde ve yurtdışında bulunan KOBİ'leri tanıtmak ve iş
potansiyelini arttırmak" olan bir web sitesi. Site kobilere, eleman ilanı yapma, ürünlerini tanıtma, diğer kobilerle iletişim kurma gibi fırsatlar sunuyor. Sitede kobiler ile ilgili haberler, ilanlar, fuar takvimi gibi kısımlar yer alıyor.
Sitenin genel olarak tasarımı güzel ancak bazı noktalara değinmeliyim. Fontlar daha rahat kullanım açısından biraz daha büyük seçilebilirmiş. Renk uyumu pek olmamış, yukarıdaki menüde mavi ve tonları kullanılırken, aşağıda siyah ve tonları kullanılmış, sanki ayrı iki sayfa görünümü vermiş. Firmaların listelendiği sayfa, daha sade yapılabilir, firmaya ayrılan sayfada detaylar verilebilirdi. Böylelikle listeleme sayfasında kullanıcıların firmaları daha rahat inceleme fırsatı olurdu. Site içerik açısından da çok zengin değil, belki sadece firmaların kayıt edilmesi beklenmemeli, içeriği genişletmek adına sitenin kendisi de firma kaydı yapmalı (şu andaki işleyiş belki öyledir, bilmiyorum). Yine de geniş bir içerik, iyi bir tanıtım aktivitesiyle (bu e-mail marketing ile olur, broşürle olur, fuarlar aracılığıyla olur, sitenin tercihine kalmış) sitenin iyi işler yapacağını düşünüyorum. Yine de biraz daha site içinde sadeleşmeye, ve çok net olarak amaca yönelik içerik konulmasının siteyi daha verimli yapacağı kanaatindeyim.
Kobiler genel yapıları itibariyle kurumsal olmayan, 50 kişinin altında çalışanı olan kuruluşlar oldukları için, birçok açıdan gelişime açık yapılardır. Benim ilgileneceğim konu ise, kobilerin internet kullanımı ile ilgili.
Kobilerin çok büyük kısmının web sitesi olmadığını Google'ın pazarlama direktörü, Google Adwords eğitiminde belirtmişti. Bu durum aslında, kobilerin interneti ne kadar az kullandıklarını gösteriyor. Ancak şu bir gerçek ki, önümüzdeki yıllarda, kobilerde internet kullanımının artacak. Zaten yeni ticaret kanununda her işletmenin bir web sitesi olması zorunluluğu da getirildiğinden kobiler er veya geç interneti tanıyacak ve nimetlerinden yararlanmaya başlayacaklardır.
Bu yazımda ise, kobilerin buluşma noktası olmayı amaçlayan bir web sitesinden bahsedeceğim. Kobilerim.com, en alttaki yıl beni yanıltmıyorsa, 2007 yılında kurulmuş, amacı "Yurtiçinde ve yurtdışında bulunan KOBİ'leri tanıtmak ve iş
potansiyelini arttırmak" olan bir web sitesi. Site kobilere, eleman ilanı yapma, ürünlerini tanıtma, diğer kobilerle iletişim kurma gibi fırsatlar sunuyor. Sitede kobiler ile ilgili haberler, ilanlar, fuar takvimi gibi kısımlar yer alıyor.Sitenin genel olarak tasarımı güzel ancak bazı noktalara değinmeliyim. Fontlar daha rahat kullanım açısından biraz daha büyük seçilebilirmiş. Renk uyumu pek olmamış, yukarıdaki menüde mavi ve tonları kullanılırken, aşağıda siyah ve tonları kullanılmış, sanki ayrı iki sayfa görünümü vermiş. Firmaların listelendiği sayfa, daha sade yapılabilir, firmaya ayrılan sayfada detaylar verilebilirdi. Böylelikle listeleme sayfasında kullanıcıların firmaları daha rahat inceleme fırsatı olurdu. Site içerik açısından da çok zengin değil, belki sadece firmaların kayıt edilmesi beklenmemeli, içeriği genişletmek adına sitenin kendisi de firma kaydı yapmalı (şu andaki işleyiş belki öyledir, bilmiyorum). Yine de geniş bir içerik, iyi bir tanıtım aktivitesiyle (bu e-mail marketing ile olur, broşürle olur, fuarlar aracılığıyla olur, sitenin tercihine kalmış) sitenin iyi işler yapacağını düşünüyorum. Yine de biraz daha site içinde sadeleşmeye, ve çok net olarak amaca yönelik içerik konulmasının siteyi daha verimli yapacağı kanaatindeyim.
8 Ocak 2009 Perşembe
Facebook, Youtube'a rakip olabilir mi?
Web 2.0'ın ilk temsilcilerinden görülen Youtube, bildiğimiz gibi video tabanlı içerik sitesi olarak yayın hayatına başladı ve yıllardır süren bu yayın hayatı boyunca çok kez gündeme geldi (özellikle Türkiye'de) ve kısa sürede popüler olarak en çok ziyaret edilen siteler arasına girdi. Web 2.0'dan bahsederken, customer created content'i (kullanıcı tarafından yaratılan içerik) sürekli vurguladık ve bu trendin web 2.0'ın temelini oluşturduğunu söyledik. Ancak bu durumun da sakıncaları
var tabi ki. Örneğin, aynı videonun birçok kişi tarafından yüklenmesi, ve bu durumun kontrolünün çok zor olması, customer created content in en sıkıntılı yanlarından birisi. Bir diğer sıkıntı ise, yorumların kontrol edilmeden yayınlanması. Her ne kadar videonun sahibi, yorum ekleme kısmını kaldırabilme imkanına sahip olsa da, yoruma açılan videoların altında (video ne kadar alakasız olsa da) ne kavgalar, ne küfürleşmeler olduğunu hepimiz zaman zaman gözlemlemişizdir. Diğer sıkıntı, üyelerin bilgilerinin doğruluğu ile ilgili. Üyelik ve rumuz kullanılan sitelerde, büyük oranda verilen bilgiler doğru değildir. Kişiler, sırf üye olmak için, uğraşmak istemediğinden veya gerçek kimliğini paylaşmak istediğinden olabilir, çok farklı bir profil yaratabilir, hatta profilinde herhangi bir bilgi de vermeyebilir. Bu anlamda, Youtube'un kullanıcılar hakkında elinde tuttuğu bilgilerin doğruluğu sorgulanabilir.
Facebook ise, yukarıda bahsettiğim konular açısıdan avantajlı. Facebook hesabı olan kişilerin çok büyük bir kısmının gerçek kimliği ile sitede var olması, rumuz yerine ad&soyadını kullanması, Facebook'u bir "üye çöplüğü"nden kullanıcı bazlı kaliteli bir veri ambarına dönüştürüyor. Kullanıcıları, kolaylıkla, demografik özelliklerine göre ayırt edebilir, site içindeki aksiyonlarını bu verilerle ilişkilendirebilir Facebook.
Geçtiğimiz günlerde, Facebook'taki arkadaş listemden bir kişinin profiline gönderdiği bir videoyu izledikten sonra, videonun altında yazılan yorumlar dikkatimi çekti. Uzun bir liste halinde videoyu izleyen kişilerin yorumları bulunuyordu ve kesinlikle Youtube'daki yorumlardan daha seviyeliydi. Sonra farkettim ki, Facebook'ta video ekleyerek veya olan videoyu "Post your Profile (Profiline gönder)" yaparak arkadaşlarla paylaşmak, video paylaşmak adına oldukça güzel bir yöntem. Youtube'un (ve diğer bazı uluslararası video içerik sitesinin) Türkiye'de yasaklanmasının ardından Facebook, güzel bir alternatif olarak göründü gözüme. Ancak Facebook, bu konuda pek ısrarcı değilmiş gibi bir izlenim edindim. Video uygulamasının sıradan bir uygulamadan ziyade, ayrı bir strateji olarak Facebook tarafından kabul edilmesi gerekiyor bence. Bu şekilde, özellikle kullanıcılarını sitede tutabilen Facebook, video konusunda vereceği hizmet ile Youtube ziyaretçilerini de bünyesinde toplayabilecek. Özellikle, video yükleme konusundaki kolaylık, tüm videoların decode edilerek yayınlanması (videoyu yüklemeden önce herhangi bir format değişikliği gerektirmemesi) en güzel özellikleri Facebook video uygulamasının. Bu özellikler Youtube da tabi ki var ancak Youtube'da olmayan Facebook'ta olan çok daha büyük bir hazine var ve Facebook bunu değerlendirirse, Youtube'un sahip olduğu pastadan hatrı sayılır bir pay alabilir.
var tabi ki. Örneğin, aynı videonun birçok kişi tarafından yüklenmesi, ve bu durumun kontrolünün çok zor olması, customer created content in en sıkıntılı yanlarından birisi. Bir diğer sıkıntı ise, yorumların kontrol edilmeden yayınlanması. Her ne kadar videonun sahibi, yorum ekleme kısmını kaldırabilme imkanına sahip olsa da, yoruma açılan videoların altında (video ne kadar alakasız olsa da) ne kavgalar, ne küfürleşmeler olduğunu hepimiz zaman zaman gözlemlemişizdir. Diğer sıkıntı, üyelerin bilgilerinin doğruluğu ile ilgili. Üyelik ve rumuz kullanılan sitelerde, büyük oranda verilen bilgiler doğru değildir. Kişiler, sırf üye olmak için, uğraşmak istemediğinden veya gerçek kimliğini paylaşmak istediğinden olabilir, çok farklı bir profil yaratabilir, hatta profilinde herhangi bir bilgi de vermeyebilir. Bu anlamda, Youtube'un kullanıcılar hakkında elinde tuttuğu bilgilerin doğruluğu sorgulanabilir.Facebook ise, yukarıda bahsettiğim konular açısıdan avantajlı. Facebook hesabı olan kişilerin çok büyük bir kısmının gerçek kimliği ile sitede var olması, rumuz yerine ad&soyadını kullanması, Facebook'u bir "üye çöplüğü"nden kullanıcı bazlı kaliteli bir veri ambarına dönüştürüyor. Kullanıcıları, kolaylıkla, demografik özelliklerine göre ayırt edebilir, site içindeki aksiyonlarını bu verilerle ilişkilendirebilir Facebook.
Geçtiğimiz günlerde, Facebook'taki arkadaş listemden bir kişinin profiline gönderdiği bir videoyu izledikten sonra, videonun altında yazılan yorumlar dikkatimi çekti. Uzun bir liste halinde videoyu izleyen kişilerin yorumları bulunuyordu ve kesinlikle Youtube'daki yorumlardan daha seviyeliydi. Sonra farkettim ki, Facebook'ta video ekleyerek veya olan videoyu "Post your Profile (Profiline gönder)" yaparak arkadaşlarla paylaşmak, video paylaşmak adına oldukça güzel bir yöntem. Youtube'un (ve diğer bazı uluslararası video içerik sitesinin) Türkiye'de yasaklanmasının ardından Facebook, güzel bir alternatif olarak göründü gözüme. Ancak Facebook, bu konuda pek ısrarcı değilmiş gibi bir izlenim edindim. Video uygulamasının sıradan bir uygulamadan ziyade, ayrı bir strateji olarak Facebook tarafından kabul edilmesi gerekiyor bence. Bu şekilde, özellikle kullanıcılarını sitede tutabilen Facebook, video konusunda vereceği hizmet ile Youtube ziyaretçilerini de bünyesinde toplayabilecek. Özellikle, video yükleme konusundaki kolaylık, tüm videoların decode edilerek yayınlanması (videoyu yüklemeden önce herhangi bir format değişikliği gerektirmemesi) en güzel özellikleri Facebook video uygulamasının. Bu özellikler Youtube da tabi ki var ancak Youtube'da olmayan Facebook'ta olan çok daha büyük bir hazine var ve Facebook bunu değerlendirirse, Youtube'un sahip olduğu pastadan hatrı sayılır bir pay alabilir.
7 Ocak 2009 Çarşamba
Bravoo.com - Gerçekten bizim rehberimiz mi?
İtalyan pazarlama ajansı Seat ile Doğan Holding'in ortağı olduğu Bravoo.com, yoğun reklam kampanyasıyla yayına başladı. Reklamlarında ve sitenin girişinde şu yazı bizi 
karşılıyor: "Bravoo!..Sizin rehberiniz.." Peki Bravoo.com gerçekten bizim rehberimiz mi?
Önceki yazılarımdan birinde Mekanist.net'den bahsetmiştim ve Mekanist'in içerik olarak İstanbul'daki mekanlardan oluştuğunu ve Web 2.0 kullanılarak bu içeriğin kontrol edildiğinden, yönetildiğinden ve genişletildiğinden bahsetmiştim. Bravoo.com'a girdiğimde ise sitenin amacının Mekanist.net'ten pek farklı olmadığını gördüm. Bir nevi online rehber yaratılmış.
Sitenin tasarım açısından rahat, kullanım açısından kolay olduğunu söylemeliyim. Bir arama motoru şeklinde çalışması uygun görülmüş ki bence de çok isabetli olmuş. Mekanist ile ilgili yaptığım eleştiride genel olarak karışık yapısından bahsetmiştim. Bu noktada Bravoo.com sade olmayı tercih etmiş ve iyi de yapmış. Ancak içerik açısından Mekanist'ten farklı bir içerik yaratılmamış. Siteye ilk kez giriş yaptıktan sonra bir arama yaptım ve çıkan sonuçları inceledim. Dikkat ettiğim ilk nokta haritaydı ve arama sonuçlarında çıkan haritanın çok yetersiz oluğunu farkettim. Arama sonuçlarını gördüğümüz sayfadaki harita kullanışsız ve haritada navigasyon kullanılmamış. Örneğin, bir semtteki bankaları arattığınızda çıkan 10 sonucun tamamı bu harita üzerinde gösteriliyor (ki harita üzerinde tüm Beşiktaş'ta bu 10 bankayı görmek ne kadar mantıklı bilemiyorum) ve navigasyon özelliği bu haritada mevcut değil. Özel olarak bir banka seçtiğimizde bu bankanın numarasını harita üzerinden bularak tıklamamız gerekiyor, bankanın konumunu harita üzerinden daha net görebilmek için. Böyle bir seçenekte yeni bir sayfa açılıyor, bu sayfada aradığımız yerin konumunu daha rahat görebiliyoruz. Yeni sayfadaki harita kullanımı gayet güzel olmuş, uzaklaştığımızda ve yakınlaştığımızda sokakların isimlerinden cadde isimlerine, semtlere ve ilçelere doğru gidiyoruz ve her kademede o kademenin tanımlamaları yapılıyor. Google Maps'te bu tarz bir navigasyon çok verimli çalışmıyordu ancak Bravoo.com'un navigasyonunu bu anlamda beğendim.
Sitenin tanıtım demosunu izledim. Demoda özellikle şöyle bir durumdan bahsediliyor: "Reklam veren firma önce gösterilir." Bir dikey arama motoru şeklinde çalışması planlanan bu sistemde nasıl böyle bir hata yapılır, anlaşılır değil. Kısacası parayı veren üst sıralara çıkar mantığı doğrudan işlenmiş, ancak Google'ın yıllardır başarısının sırrının önceliği kullanıcı memnuniyetine vermesi olduğu unutulmuş sanıyorum. Burada en çok tıklanan, en çok oylanan, en yüksek oyu alan yerler gibi verilerin kullanılarak bir algoritma ile her kayıt için belli bir puan verilebilseydi, kullanıcının gerçekten işine yarayacak, kaliteli mekanlar ödüllendirilmiş olurdu (bankalar, eczaneler gibi yerlerden ziyade; sinema, restoran, eğlence merkezleri gibi kullanıcıların oylayabileceği mekanlar). Sitedeki önemli eksiklerden birisi de kullanıcıyla olan interaktivite sağlanmamış. Herhangi bir oylama, yorum yapma, ekleme, çıkarma gibi işleme site içerisinde yer verilmemiş. Bir rehber olarak tek taraflı bir içerik yaratılmak istenmesi açısından kabul edilebilir belki ancak düşünüldüğünde tüm İstanbul'un indekslendiği bir yapının nasıl bir işgücü gerektirdiği ortada. Ayrıca genel olarak birçok konu ile ilgili arkadaşımızın fikrini aldığımız düşünüldüğünde, sitede tümüyle objektif verilmiş bilgiler kullanıcıları çok da tatmin etmeyecektir. Sitenin en faydalı yanının, acil durumlarda başvurulacak en iyi kaynaklardan birisi olması diye düşünüyorum (özellikle sağlık konusunda).

karşılıyor: "Bravoo!..Sizin rehberiniz.." Peki Bravoo.com gerçekten bizim rehberimiz mi?
Önceki yazılarımdan birinde Mekanist.net'den bahsetmiştim ve Mekanist'in içerik olarak İstanbul'daki mekanlardan oluştuğunu ve Web 2.0 kullanılarak bu içeriğin kontrol edildiğinden, yönetildiğinden ve genişletildiğinden bahsetmiştim. Bravoo.com'a girdiğimde ise sitenin amacının Mekanist.net'ten pek farklı olmadığını gördüm. Bir nevi online rehber yaratılmış.
Sitenin tasarım açısından rahat, kullanım açısından kolay olduğunu söylemeliyim. Bir arama motoru şeklinde çalışması uygun görülmüş ki bence de çok isabetli olmuş. Mekanist ile ilgili yaptığım eleştiride genel olarak karışık yapısından bahsetmiştim. Bu noktada Bravoo.com sade olmayı tercih etmiş ve iyi de yapmış. Ancak içerik açısından Mekanist'ten farklı bir içerik yaratılmamış. Siteye ilk kez giriş yaptıktan sonra bir arama yaptım ve çıkan sonuçları inceledim. Dikkat ettiğim ilk nokta haritaydı ve arama sonuçlarında çıkan haritanın çok yetersiz oluğunu farkettim. Arama sonuçlarını gördüğümüz sayfadaki harita kullanışsız ve haritada navigasyon kullanılmamış. Örneğin, bir semtteki bankaları arattığınızda çıkan 10 sonucun tamamı bu harita üzerinde gösteriliyor (ki harita üzerinde tüm Beşiktaş'ta bu 10 bankayı görmek ne kadar mantıklı bilemiyorum) ve navigasyon özelliği bu haritada mevcut değil. Özel olarak bir banka seçtiğimizde bu bankanın numarasını harita üzerinden bularak tıklamamız gerekiyor, bankanın konumunu harita üzerinden daha net görebilmek için. Böyle bir seçenekte yeni bir sayfa açılıyor, bu sayfada aradığımız yerin konumunu daha rahat görebiliyoruz. Yeni sayfadaki harita kullanımı gayet güzel olmuş, uzaklaştığımızda ve yakınlaştığımızda sokakların isimlerinden cadde isimlerine, semtlere ve ilçelere doğru gidiyoruz ve her kademede o kademenin tanımlamaları yapılıyor. Google Maps'te bu tarz bir navigasyon çok verimli çalışmıyordu ancak Bravoo.com'un navigasyonunu bu anlamda beğendim.
Sitenin tanıtım demosunu izledim. Demoda özellikle şöyle bir durumdan bahsediliyor: "Reklam veren firma önce gösterilir." Bir dikey arama motoru şeklinde çalışması planlanan bu sistemde nasıl böyle bir hata yapılır, anlaşılır değil. Kısacası parayı veren üst sıralara çıkar mantığı doğrudan işlenmiş, ancak Google'ın yıllardır başarısının sırrının önceliği kullanıcı memnuniyetine vermesi olduğu unutulmuş sanıyorum. Burada en çok tıklanan, en çok oylanan, en yüksek oyu alan yerler gibi verilerin kullanılarak bir algoritma ile her kayıt için belli bir puan verilebilseydi, kullanıcının gerçekten işine yarayacak, kaliteli mekanlar ödüllendirilmiş olurdu (bankalar, eczaneler gibi yerlerden ziyade; sinema, restoran, eğlence merkezleri gibi kullanıcıların oylayabileceği mekanlar). Sitedeki önemli eksiklerden birisi de kullanıcıyla olan interaktivite sağlanmamış. Herhangi bir oylama, yorum yapma, ekleme, çıkarma gibi işleme site içerisinde yer verilmemiş. Bir rehber olarak tek taraflı bir içerik yaratılmak istenmesi açısından kabul edilebilir belki ancak düşünüldüğünde tüm İstanbul'un indekslendiği bir yapının nasıl bir işgücü gerektirdiği ortada. Ayrıca genel olarak birçok konu ile ilgili arkadaşımızın fikrini aldığımız düşünüldüğünde, sitede tümüyle objektif verilmiş bilgiler kullanıcıları çok da tatmin etmeyecektir. Sitenin en faydalı yanının, acil durumlarda başvurulacak en iyi kaynaklardan birisi olması diye düşünüyorum (özellikle sağlık konusunda).
Etiketler
Bravoo.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

