08 Temmuz 2009 Çarşamba

Gerçek dünyanın internete yansıması; Twinity.com

Sanal dünya (virtual world) kavramıyla bizi iki uygulama tanıştırmıştı yıllar öncesinde. Birincisi saatlarimizi bilgisayar başında geçirten PC oyunu Sims, diğeri bu oyunun internete uyarlanmış hali Second Life. Second Life ile ilgili çok öncelerde yazdığım yazıda uygulamanın kısa sürede ne kadar popüler olduğundan bahsetmiştim. Ancak Türkiye'de bu ve benzeri uygulamalar tutmadı (Second Life'a benzer uygulamalar yapılmıştı zamanında). Bunun en önemli nedenlerinden birisi Türkiye'deki bağlantı hızının (diğer ülkelere göre) düşük ve maliyetin yüksek oluşu. Diğer bir sebep ise, kullandığımız cihazların (PC veya laptop) sistemsel yeterliliğe sahip olmaması. Bu yeterlilik birkaç gb ram, 3-5 gb ayrılmış harddisk ve sıkı bir grafik kartından oluşuyor.
Second Life, kendine ayrı bir dünya oluşturmuştu bünyesinde. Ancak bugünlerde yavaş yavaş popülerleşen ve Techcrunch'ta kendisiyle ilgili yazılan yazıyla haberim olduğu bir girişim var ve adı Twinity. Twinity'nin Second Life'tan en önemli farkı, gerçek dünyayı birebir yansıtması. Şu anda bünyesinde sadece Berlin var. Oluşturduğunuz karakterinizle Berlin sokaklarında gezebiliyor, alışveriş yapabiliyor ve gerçek hayattaki gibi yaşayabiliyorsunuz. Her türlü imkan mevcut. Sistem size başlangıçta belli bir miktar kredi veriyor. Bu kredi ile bağlangıç giysilerinizi değiştirecek kıyafetler alabiliyorsunuz. Ayrıca, pencerenin sol alt köşesinde Google Maps'ten nerede olduğunuzu görebiliyor, istediğiniz mekanları arayıp nerede olduklarını bulabiliyorsunuz. Bu mekanların bilgilerine tıkladığınızda, kullanıcılar tarafından kaç yıldız verilmiş, ne tür yorumlar yapılmış görebiliyorsunuz (Cusmoter Created Content). Bunların dışında Twinity'deki diğer insanlarla iletişime geçebiliyor ve onlarla konuşup, tanışabiliyorsunuz. Sadece chat değil, VoIP ile konuşabilme fırsatınız da mevcut.
Twinity.coma giriş yaptığınızda üye olmanız gerekiyor. Üyeliğinizi tamamlayıp profilinizi oluşturduktan sonra 70 küsür mblık bir dosya indirip bilgisayarınıza kurmanız gerekiyor. Kurulum aşaması biraz vakit alabiliyor. Sonrasında uygulamayı çalıştırıp, e-mail ve şifrenizi girerek Twinity'nin Berlin'inde istediğiniz gibi vakit geçirebilirsiniz.
Her sanal dünya uygulamasında olduğu gibi sistemsel sorunlar bazen alacağınız keyfi kısıtlayabilir. Ancak bilgisayarınızın grafik kartı ve ram i yeterli düzeydeyse bir sorun yaşayacağınızı sanmıyorum.
Twinity'nin gelir modeli gördüğüm kadarıyla öncelikli olarak Twinity dünyasında kredi almaya dayalı. Böylelikle bu dünya içinde kredinizi kullanarak alışveriş yapabiliyorsunuz (ev almak dahil). Bunun dışında, uygulamanın içindeki mekanların reklam vermesi de mümkün. Böyle bir gelir modeli düşündüler mi bilmiyorum ancak isterlerse bunu rahatlıkla yapabilirler. Aslında bu tarz sanal dünya uygulamalarında gelir modeli yaratmak gerçek dünyayı yönetmek kadar sınırsız. Tek problem, yeterli sayıda insanı bu dünyanın bir ferdi yapabilmek.

04 Temmuz 2009 Cumartesi

İki büyük markadan iki güzel online marketing kampanyası

İki marka son günlerde ilgimi çeken online kampanyalara imza atıyorlar. Bu markalardan birisi yerel, diğeri global marka. Aşağıda iki kampanyanın detaylarını bulabilirsiniz.
Turkcell ve Meraketmiyormusun.com: Evet, merak ettim. Siteye giriş yaptım ve bulmacayı çözdüm. Gayet şık tasarlanmış basit bir bulmacayla Turkcell vermek istediği mesajı doğrudan kullanıcısına veriyor. 3G hizmetinin sunulacağı yakın tarihe kadar 3G'yi müşterilerine müjdelemek için Meraketmiyormusun.com kampanyasını kullanıyor. Bu kampanyayla ilgili reklamları ise Turkcell online ve offline mecralarda çok yoğun olarak yapıyor, kullanıcıların ilgisini büyük oranda
çekiyor. Beşiktaş merkezde ve Bebek'te gördüğüm devasa bulmaca parçaları ve üzerinde yazan Meraketmiyormusun.com adresi ile billboard larda yapılan outdoor reklamları offline mecrada da çok sıkı çalıştıklarını gösteriyor. Diğer yandan Ekşisözlük ve diğer popüler online mecralarda da kendilerini gösteriyor ve reklam yapıyorlar. Böylelikle sadece sunacakları 3G hizmeti için mevcut ve potansiyel müşterilerine rakipleri karşısında online mecrada gövde gösterisi yapmayı tercih ettiklerini görüyoruz. Gerçekten de insan "merak ediyor" ve ne olduğunu öğreniyor. Başarılı bir kampanya olduğunu düşünüyorum.
Sony ve Babaology.com: Sony'nin Handycam için hazırladığı Babaology.com sayfası ilginçtir ki birçok mecrada (özellikle popüler sözlükler ve forumlarda) henüz yeterli yankı bulmadı. Sony bu kampanya ile doğrudan erkeklere (ve özellikle babalara) yönelik bir tanıtım yapmayı amaçlıyor. Bu tanıtımın odak noktasındaki ürün ise Handycam. Erkeklerin elektronik cihazlara olan yoğun ilgisi düşünüldüğünde ve bu ilgiyi babalık içgüdüsüyle ilişkilendirip böylesine güzel bir web sitesiyle Türk insanına sunulması kampanyayı gayet başarılı ve yerinde kılıyor. Babaology'yi Ntvmsnbc'nin en tepedeki banner ında görerek fark etmiş ve inceleme fırsatı bulmuştum ancak henüz yeterli sayıda mecrada reklamlarını yapamadıklarını düşünüyorum. Tabi aldıkları geri dönüşler hedefleriyle uyuşuyor da olabilir, bilemiyorum ancak yine de çok daha fazla insanın kampanyayı konuşuyor olması başarıyı perçinleyecektir. Site tümüyle Flash ile tasarlanmış ve gördüğüm en başarılı tasarımlardan birisi olduğunu söyleyebilirim. Gerçekten animasyonlar, renkler, uyum, çekimler ve oyunculuk oldukça kaliteli bir iş çıkarıldığını gösteriyor. Umarız kampanya hakettiği ilgiyi görür.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Sinemalar.com'dan Facebook'a özel uygulama: Sinefil

Sinemalar.com'un yaptığı çalışmaları beğendiğimi, BeyazPerde.com ile Sinemalar.com'u kıyasladığım yazımda belirtmiştim. Sinemalar.com, bir Nokta Technologies sitesi olarak yayın hayatına devam ediyor ve Web 2.0'ın en güzel örneklerinden olarak Sinemalar.com'u gösterebiliriz aslında.
Bir web sitesi olarak başarının sırlarından birisi her zaman yenilikleri takip edip ayak uydurmak ve bu yenilikleri kullanarak nasıl fark yaratılabileceğini düşünmek, uygulamaktır. Facebook application artık çok da yenilik olarak görülmese de (uzun zamandır kullanılıyor olması itibariyle) Sinemalar.com'un Facebook application olarak yarattığı Sinefil belki de en başarılı application lardan birisi olarak ön plana çıkıyor. Son birkaç haftadır, profilimde Sinefil kullanıcıları artmasını bir başarı göstergesi olarak algılıyorum açıkçası. Çok fazla application kullanan birisi değilim ve Facebook'ta oyun oynamayı da çok sevmem ancak Sinefil, sıkı bir sinema izleyicisi olarak çok hoşuma gitti.
Sinefili profilinize yüklediğinizde ve açtığınızda çıkan ekranda hangi arkadaşlarınızın bu uygulamayı kullandığını görebiliyorsunuz. Oyunun menüsü ve tasarımı oldukça şık (Sinemalar.com ekibi yine iyi iş çıkarmış). Oyun çok basit; kolaydan zora doğru her soruda bir filmden bir sahne gösteriliyor size ve bu sahnenin hangi filmden olduğunu bulmaya çalışıyorsunuz. Sorular zorlaştıkça seçenek sayısı ve sorunun puanı artıyor. Aldığınız puanı da daha sonra sıralamaya koyabiliyor ve profilinizde paylaşabiliyorsunuz. Oyunun çok çok güzel bir diğer yanı ise oyunu oynarken arka planda çeşitli film müziklerinin çalıyor olması.
Bu basit ve eğlenceli oyun sayesinde Sinemalar.com'un oldukça başarılı bir Facebook kampanyasına imza attığını düşünüyorum. Facebook gibi word of mouth marketingin(ağızdan ağıza pazarlama - ya da profilden profile pazarlama mı desek) en verimli şekilde yapılabildiği bir mecrayı iyi bir noktadan yakalamış görünüyorlar. Sinefil'in, Sinemalar.com'un trafiğine ve popülerliğine en kısa zamanda pozitif yönde katkıda bulunacağını düşünüyorum.

25 Haziran 2009 Perşembe

Mobil reklam internet reklamından etkili (mi?)

Ntvmsnbc'deki bir haber beni bu yazıyı yazmaya zorladı. Haberin başlığı bu yazının başlığıyla hemen hemen aynı: "Mobil Reklam internet reklamından etkili". Haberi açıp okumaya başladığımızda iddia daha da kuvvetleniyor: "Mobil reklam internet reklamından 27 kat etkili". İlginç.
Şimdi haberi okumaya devam ediyoruz.

"T-Mobile Çek Cumhuriyeti'nde cep telefonu üzerinden bir reklam araştırması yaptı. T-Mobile müşterilerinden 3 bin 133'üne, reklam içerikli SMS ya da MMS gönderildi. Karşılığında kampanyaya katılan kullanıcılara bedava SMS ya da bedava konuşma dakikası hediye edildi.
Sonuçlar değerlendirildiğinde cep telefon üzerinden yapılan reklamların, internet reklamlarına göre 27 kat daha etkili olduğu belirlendi."

T-Mobile, Almanya merkezli bir GSM şirketi. Yukarıdaki kısa paragrafta gördüğümüz gibi T-Mobile'ın Çek Cumhuriyeti'nde 3 bin 133 kişiye yaptığı reklam araştırmasından bahsediliyor. Dakika 1, gol 1; örneklem bölgesi ve sayısı yetersiz. Devam ediyoruz. Bu müşterilere reklam içerikli SMS veya MMS gönderilmiş ve karşılığında kampanyaya katılan kullanıcılara bedava SMS veya bedave konuşma dakikası hediye edilmiş. Burası da ilginç. Katılımcılara ödüllerin verildiği bir araştırmadan ne derece sağlıklı bir dönüş alınabileceği tartışılır. Sonuçta bankalardan veya mağazalardan gelen reklam içerikli mesajlar için bana kimse bedava SMS veya dakika vermiyor. Yine devam ediyoruz, sonuca varıyoruz ve öğreniyoruz ki, cep telefonu üzerinden yapılan reklamlar internet reklamlarına göre 27 kat daha etkiliymiş.
Haberde Euro RSCG Türkiye Ofisi Yaratıcı Grup Direktörü Nilüfer Altıntaş'ın yorumlarına da yer verilmiş. Sayın Altıntaş "Cep telefonu reklamlarının internet reklamlarından kat kat daha başarılı olması şaşırtıcı değil. İnternette kişilerin gelip reklamınızı görmesini bekliyorsunuz. Oysa cep telefonu direkt adrese teslim bir reklam mecrası. Kişinin cep telefonundaki reklamı görmemesi imkansız. Reklamı silse bile görüp siliyor" demiş. Kısacası, siz istemeseniz de biz size mesajı göndeririz, silseniz bile bizim işimize gelire benzer bir açıklama olmuş.
Herşeyden önce araştırmanın yapılışı, sunuşu ve içeriği hiç tatmin edici değil. Bunu yapan haber kaynağının Türkiye'nin belki de en aklı başında haber mecralarından birisi olduğunu düşünürsek, bu konudaki sıkıntıyı daha net görebiliriz. Bu haberi yapmaktaki amaç nedir? Sizin takdirinize bırakıyorum.

İlgili haber;
Mobil reklam internet reklamından 27 kat etkili

Daha önce konuyla ilgili yazdığım yazım;
SMS Marketing vs İzinli Pazarlama

13 Haziran 2009 Cumartesi

Facebook'ta kullanıcı adı ve kişiye özel URL dönemi

Facebook profiliniz için bir link vermeyi denediniz mi daha önce bilmiyorum. Ben birkaç kez denemiştim ve gerçekten çok zor bir süreçti. Kendi adımı soyadımı aradığımda çıkan aynı isimli veya benzer isimli kişilerden kendimi bulmak ve bulduğum uzunca linki arkadaşıma göndermek gerçekten uğraştırıcı bir işti. Facebook hem bunun önüne geçmek, hem de kişilere gerçek anlamda birer Facebook kimliği kazandırabilmek adına facebook.com/kullanıcıadı uygulamasını başlattı. Uygulamayı başlatmadan önce profillerin ana sayfasında duyuru yaptı ve www.facebook.com/username linkine bir geri sayım sayacı koydu. Bu sayaç bu sabah itibariyle 00.00.00 ı buldu ve dünya üzerindeki milyonlarca Facebook kullanıcısı istediği kullanıcı adını başka birisi kapmadan almaya çalıştı.
Kendi ismimi almak için ben de bu süreyi takip ediyordum ancak demek ki fazla azimli değilmişim konuyla ilgili. Bu sabah olduğunu unutmuşum ve uyandığımda süreç başlamış, herkes kullanıcı adlarını kapışmaya başlamıştı bile. facebook.com/mert i almayı düşündüm ancak 5 harften kısa adlara izin verilmiyormuş. Ben de facebook.com/mertcanli yı aldım.
Bu noktada en can sıkıcı durum, aynı ad ve soyada sahip kişilerden sadece birinin bu adı ve soyadını kullanabilecek olması. Ad&soyad ikilisi dışında alınacak kullanıcı adları için yarış halen devam ediyor. İstedikleri kullanıcı adını almak isteyen insanlar, ellerini çabuk tutmak zorundalar çünkü 200 milyondan fazla üyesi olan Facebook'ta bunu gerçekleştirmek zaman geçtikçe zorlaşıyor.
Birkaç farklı noktaya da değinmem gerekiyor. Facebook, bu uygulamasıyla Myspace.com'un yaptığını yaparak kişiye özel bir URL oluşturma imkanı verdi. Böylelikle, Myspace'in yapıdan uzak, herşeye izin veren karmaşık sayfalarından ziyade, düzenli bir yapıda bir Facebook adresi edinmemiz MySpace'e karşı Facebook'un gücünü perçinlemesini sağlayacaktır. Ancak sırf belli kullanıcı adlarını alabilme adına fake hesaplar açılması da çok muhtemel. Gerçi Facebook bunu da düşünüp 9 Haziran'dan sonra açılan hesaplar için kullanıcı adı alınmasını yasaklamış durumda, bir müddet sonra herkese açık hale gelecek tabi. (Sanıyorum bu uygulamanın duyurusu 9 Haziran'da yapıldığı için bu tarih belirlendi). Ayrıca bu yeni uygulamanın teknik faydaları konusunda biraz haberdar olan kimseler, Facebook.com/kullanıcıadı linki ile Google'da öncelikli olarak indexleneceklerinin farkındalar ve sırf bu yüzden belki de önemli kişilerin ad ve soyadları, markalar ve diğer tüm önemli kelimeler bu kişiler tarafından alınmaya çalışılıyor.
Kısacası bence güzel bir uygulama oldu ve bu güzel uygulamanın yansımalarını bir süre sonra daha net bir şekilde gözlemleme fırsatımız olacak. Bakalım Facebook'a nasıl bir etki yaratacak.

E-Ticarette Tedarik

Tedarik Zinciri Yönetimi (Supply Chain Management) sanayi devriminden bugüne gitgide önem kazanarak günümüzün en önemli konularından birisi haline gelmiştir. Tedarik zincirinden kasıt, üretim veya satış için gerekli bileşenlerin, hammaddenin, ürünün zamanında tedarik edilebilmesi için oluşturulan zincirdir. Bu zincir, ilk üreticiden başlar, tüketiciye kadar devam eder. Zincirin en önemli halkası, ürünü markalaştıran firmadır. Örneğin, bir demir fabrikasından vida fabrikasına giden demir, vida fabrikasında otomobile uygun vidalara dönüşür. Bu vidalar ve arabanın diğer tüm bileşenleri otomobil fabrikasında bir araya getirilir ve bir arabanın markasını oluşturur. "Markalanan" araba showroom lara gönderilir ve tüketiciye satılır. Bu zincir, demir üreticisinden, showroom a kadar uzanır ancak en önemli halka yukarıda belirttiğimiz gibi markayı yaratan otomotiv fabrikası ya da şirketidir.
Tedarik zincirinin en etkin şekilde çalışması, üretimin sorunsuz ilerlemesini, herhangi bir gecikmenin yaşanmamasını ve kalitenin belli bir seviyede tutulmasını sağlar. Böylelikle müşteri memnuniyeti ürün bazında sağlanır.
Bu durum E-Ticaret şirketleri için daha da önemlidir. Sıfır veya ikinci el ürün satışı yapan E-Ticaret siteleri tedarik zincirini en iyi şekilde yönetmek zorundadır çünkü söz konusu E-Ticaret olduğunda ortamın sanal olmasından kaynaklanan bir önyargı ortaya çıkar. Bu önyargı, özellikle de Türkiye'de genel olarak olumsuz olmaya daha yatkındır. E-Ticaret sitelerini taahhüt ettikleri tarihte ürünü müşterisine ulaştıramaz ise, her geçen gün o siteye ve genel olarak tüm E-Ticaret konseptine karşı bir güvensizlik oluşur.
Ürünlerin tedarikinde ve depolanmasında birçok yöntem seçilebilir. Üçüncü parti bir lojistik firmasıyla anlaşarak, talep edilen ürünlerin depolanması ve teslimatı konusunda çalışılabileceği gibi, deponun E-Ticaret şirketi tarafından yönetilip, teslimatın bir kargo şirketiyle anlaşılarak yapılması da mümkündür. Bu noktada, ürünün özelliği ve şirketin büyüklüğü oldukça önemlidir. Ürün eğer dikkatli bir şekilde depolanması gereken (kırılabilen, bozulabilen) bir ürün ise, şirketin kendisinin bu işi yapması daha doğru olacaktır. Aksi takdirde, üçüncü parti bir şirket ile yapılacak anlaşmada ürün depolanması ve fiziki olarak yönetilmesi konularında sıkıntı oluşabilir. Şirket henüz yeni kurulmuşsa ve üçüncü parti bir lojistik şirketi ile anlaşma yapabilecek büyüklüğe ulaşmamışsa, bir ofis veya küçük bir depo tutularak bu yerlerde en çok satan ürünlerin tutulması ve teslimatının en kısa sürede yapılması faydalı olacaktır.
Amazon.com bildiğimiz gibi kitapları deposunda tutmaktan ziyade aldığı siparişlere istinaden yayıncı kuruluştan temin ederek kitapları müşterilerine teslim etmektedir. Böylelikle, yayıncı kuruluşun elinde olan kitapları doğrudan sitede sergileyip, herhangi bir şekilde ürün bulma sıkıntısı yaşamadan müşterilerine ürünleri ulaştırmaktadır. Ancak bu durum elektronik ürünler için geçerli olmayabilir. Özellikle Türkiye'de stok yönetimi konusunda bazı sıkıntılar yaşandığı ve elektronik ürünler konusunda birçok toptancı ve distribütör olduğu düşünülürse, tüm partilerin bilinmesi ve tüm partilerle iletişim halinde olunması faydalı olacaktır.
Örneğin, bazı distribütörler zaman zaman stok konusunda güncel bilgi tutamayabiliyorlar veya eskik/yanlış bilgi tutabiliyorlar. Siz bu bilgilere güvenerek müşterinize ürünü belli bir zaman içinde göndermeyi taahhüt ettiğinizde ve ürünün tedarikçinizde olmadığını fark ettiğinizde iş işten geçmiş olabilir. Bu sorunu bertaraf etmek için bu ürünü bulabileceğiniz başka kanallar ile de iletişim halinde olmanız gerekmektedir. Ürünü müşterinize söz verdiğiniz tarihte ulaştırabilmek için var gücünüz ile çalışmak zorundasınız çünkü bu ve benzeri gecikmeler müşteri üzerinde düzeltilemeyecek olumsuz yargılar bırakmaktadır. Hatta bu olumsuz düşünceleri günümüz internet dünyasında yaymanın çok çok kolay olduğunu düşünürsek, bu durumun çok daha büyüyüp, sitenize olan güveni ciddi şekilde sarsacağını söyleyebiliriz.
Bu sebeple, E-Ticaret sitesi kurmadan önce hangi ürünlere yoğunlaşılacağını net olarak belirmek atılması gereken ilk adımdır (birbirinden çok farklı ve alakasız ürünlerin seçilmesi depolama ve tedarik konularında uzmanlaşma açısından sıkıntı yaratabilir). Bu ürünlerin tedariği konusunda pazar araştırması yaparak, birçok alternatifli bir tedarik zinciri yapısı oluşturmak sitenin işleyişinin maximum verimle devam edebilmesi açısından önemlidir. Böylelikle, ürün tedariği konusunda sıkıntı yaşamayacak, ürünlerinizi vaad ettiğiniz tarihte müşterinize ulaştıracaksınız. Eğer tüm çabalarınıza rağmen ürün teslimatında geciktiğiniz siparişiniz olursa, mutlaka müşterinizin gönlünü almayı bilin, küçük bir hediye, hatrı sayılır bir indirim müşterinizi mutlu edecek, siz de müşteri odaklılığınızı ve güvenilirliğinizi korumuş olacaksınız.